Kurak ve kavruk bir süper kıtanın üstüne, unutulmuş bir karanlık çöker bu karanlık beraberinde getirdiği su ve rüzgâr ile bütün dünyayı sarıp sarmalar, kıtanın ortasında ortaya çıkan bir tohum, üstüne on binlerce yıl sonra düşecek olan ilk yağmur damlası ile anında filizlenir ve filizler doğaüstü bir hız ile kat kat büyüyüp bir fidana ve görkemli bir “Yaşam Ağacı”na dönüşür.
Ağacın devasa kökleri1 yere sığmayıp yeryüzünü yararak dışarı taşar ve bu köklerden saçılan gizemli güç etrafını kırlara ve ormanlara dönüştürür bu güç bütün dünyayı sarmalar ancak dünya bu denli bir baskıya hazır değildir. Köklerden yayılan güç, süper kıtayı muazzam bir deprem ile altı farklı parçaya ayırır, toprak çığlıklar atar, denizler taşar, gökyüzü bağırmaya başlar. Kıta parçalanırken kopan kökler maruz kaldıkları açlık sebebi ile farklılaşıp kümeler halinde ayrılmış kıtalara dağılırlar, bu canlılara “Koruyucu Canavarlar” denir. Bu canavarlar göç ettikleri bölgeyi hayvani bir içgüdü ile koruyan canlılardır lakin sadece tehdit olarak gördükleri şeyleri uzak tutarlar. Batıda “Kuvsar”da birleşen canlı grubu “Kırpus” ismini alacak olan iri ve kaslı kurtlardır. Doğuya “Birin”e göçen canlılar ise “Tar” ismini alacak olan on bacaklı atlardır. Kuzey “Nibiru”ya giden canlılar ise bir isme sahip olmayan şekilsiz varlıklardır. Geriye en doğuda kalan ufak, varlığı bile bilinmeyen kara parçası ile ortada kalan Yaşam Ağacı’na ev sahipliği yapan “Abundan” vardır. Abundan’da Yaşam Ağacı’nı koruyan, neredeyse Yaşam Ağacı ile aynı boya ulaşabilen golemler kendilerine bu ağacı olabilecek her türlü tehditten korumayı amaçlarlar. Yüz yıl süren bu yağmur “Felaketin Başlangıcı” olarak tarihe kazınacak bir olaya ve beraberinde getireceği kaçınılmaz kıyamete sebep olur. Bitmek bilmez yağmur sona yaklaşırken Yaşam Ağacı’nın tepesinde kör edici bir ışık oluşmuş, ardından ise en korkutucu canavar olan golemi bile ürperten bir gök gürlemesi oluşmuştur. Ağacın tepesinde hareket eden sıcak varlığa bakan golem, elini ona yaklaştırması ile elini küle dönüştüren varlıktan aşırı korkar, lakin ağacı koruma içgüdüsü korkuyu yener ve gölgesi olan ateşe tüm benliği ile saldırır diğer golemler de onu izleyip ona destek çıkarlar fakat alev inanılmaz bir hız ile Nibiru’ya doğru uçmaya başlar ve golemleri önemsemez, golemler ateşe o kadar odaklanmışlardır ki ateşin gölgesinin3 karanlığa karışıp kaybolmasını fark etmemişlerdir. Alev topu haline bürünüp Nibiru’nun ortasına düşer ve orada Yaşam Ağacı’nı üçe katlayacak büyüklükte bir patlama yaratır Nibiru’daki canavarlar ve hayvanlar ne olduğunu anlamadan küle dönüşür, yerler çatlar Nibiru uçlardan başlayarak parçalanmaya başlar. Ateşin kendine has büyüsü Nibiru’daki kökler ile kaynaşır ve yeri yarıp gökyüzüne yükselen bir top halini alır bu top koyu kırmızı ve parlak kırmızı damarımsı çizgiler ile yavaş yavaş şekil almaya ve hiç görülmemiş bir canavara dönüşmeye başlar, bu canavarın adı “Urfen”dir. Urfen’in oluşumu sırasında Nibiru’nun denizleri kaynamaya, içindeki balıklar suyun üstüne çıkmaya başlar. Oluşan sıcak hava diğer kıtaların kıyı kesimlerine kavurucu bir sıcak olarak ulaşır orada bulunan her canlı yavaş yavaş kavrulur. Ateş bir sima halini alıp Urfen’in yanına yaklaşır onu kontrol etmeye çalışırken Urfen onu dikenli kuyruğu ile en doğudaki isimsiz kara parçasına fırlatır. Urfen’in çığlıkları bütün diyarlarda duyulur. Nibiru’nun altından Yaşam Ağacı’nın kökleri gibi alevli damarlar yayılmaya başlar lakin bir süre sonra durur, Urfen sessizleşir ve doğduğu çukurun içinde derin bir uykuya dalar, farklı bir karaya uçmuş olan alev ise çok güçsüzdür ve o da inzivaya çekilip kara parçasında oluşturduğu devasa mağarada ufak bir alev olarak dinlenir. Yaşam Ağacı, kökleri ile sıcaktan kavrulmuş kıyı kesimleri canlandırır lakin bunun gibi canlandırmalar onun ömrünü kısar ve ağaçtan her geçen gün bir yaprak daha düşer…
Abundan ve diğer Nibiru’ya karşı olan kıyı kesimleri ormanlık alanlara dönüşür Nibiru kendine ait kül ve ateşten oluşan bir ekosisteme sahip olur. Bu olaylardan yüz yıl sonra insanlar2 oluşur kendi yerleşik alanlarını, kültürlerini kurarlar, tarım yaparlar. Bu insanların arasından dünya kaderini değiştirecek iki kişi çıkar: Bunlardan biri, meraklı bir gezgin, diğeri ise cesur bir savaşçıdır. Biz bunlardan iki bilge olarak bahsedeceğiz; “Ağaç Bilgesi” ve “Ateş Bilgesi”. Abundan kıtasında, sıradan bir köyde doğan, büyüdükçe güçlenip daha kudretli biri olma arzusu ile yanıp tutuşan bir savaşçı vardır. Savaşçı halkın arasında duyduğu dedikodular ile Yaşam Ağacı’nın koruyucusunu öldürenin muazzam güçlere ulaşacağını öğrenir. Bunu duyan savaşçı kılıcını kalkanını alıp diğerlerinin uyarılarına aldırmadan yola koyulur. Alır altına atını başlar sürmeye, yolculuğu sırasında farklı köylere uğrar onların yemeklerini yer evlerinde kalır. Kaldığı her misafirlikte ev sahipleri ona yolculuğunu sorar, genç savaşçı amacını hangisine söylese karşısındakinden tepkiler bunun ne kadar aptalca bir fikir olduğu ve bunu yapmaması yönünde olur. Savaşçı kafasına koyduğu hedeften birkaç yabancının sözü ile geri dönmeyecek bir kişiliktedir ve kimseye aldırmadan onlara yardımları için teşekkür eder ve yoluna koyulur. Sonunda ufuktan, yeni açan bir çiçek gibi heybetli ağaç belirir. Her saniye daha da büyüyen ağaç artık kafasını ne kadar kaldırsa da ucunu göremeyecek kadar büyük duruyordur. Savaşçı ağacın güzelliği ile mest olur fakat çok geçmeden önünde kocaman bir golem belirir, savaşçı bu anı bekliyordur. Lakin önünde duran, köklerle ve sarmaşıklarla kaplı, içinden koyu mor ve mavi ışıklar taşan, koca odun yığını gözünü korkutmamış da değildir. Yine de amacını hayatının önüne koyan savaşçı hemen kılıcına davranır. Bütün gücü ile goleme karşı savaşmaya başlar, önce bacaklarının birleşme noktasında bulunan mor tendonları parçalar ve sonra kollarına aynısını yapar, golem üstüne gelen savaşçının koluna elindeki keskin çıkıntılar ile saldırarak savaşçının kolunu koparır ama elinde kılıç olan kolunu koparmadığı için kendi sonunu hazırlar, golem yere serilmiş halde, idam mahkumunun infazcısını beklediği gibi beklemeye başlar, savaşçı havaya zıplayıp bütün ağırlığı ile golemin tam kafasını kesecekken golem sağır edici bir şekilde bağırır ve yerden savaştığı golemin on-yirmi katı büyüklükte olan başka bir golem çıkar. Savaşçı dehşete düşer, zaten önceki golem bile göz korkutucu gelmişti, akla hayale sığmayacak varlıkların olduğu gerçeğini bütün hücreleri ile kabul eder ve aslında ne kadar küçük bir goleme karşı savaştığını fark eder ve buna rağmen sol kolunu kaybetmiştir. Muazzam golemin bir parmak hamlesi ile bir sinek gibi Yaşam Ağacı’na yapışır. Artık ne kolları ne bacakları vardır, neredeyse kırılmayan kemiği kalmamıştır. Üstüne gelen golemi görüp acılar içinde ağzı ile yanındaki kılıcını ısırır ve goleme fırlatmaya çalışır. Sonunun geldiğini anlayan savaşçı kafasını ağaca yaslar ve gözlerini kapatır. Ağacın gövdesinden çıkan dallar savaşçıyı içine çeker ve burada savaşçıyı var olmuş ve olacak her şeyin bilgisi ile doldurur vücudu bunu kaldırmaz ve parçalanır ağaç kafası hariç parçalanan vücudu kendi büyülü tahtası ile değiştirir ve savaşçı ağaç vücutlu masmavi ışıldayan gözlere ve altından yapılmış sakallara sahip kel birine dönüşür ve ağacın gövdesinde yaşayıp yardıma ihtiyacı olan bütün varlıklara yol göstermeye başlar ve insanlar ona Ağaç Bilgesi demeye başlar.
Diğer bilgemiz Kuvur kıtasında doğmuş bir gezgindir tek hedefi ve mutluluğu, bilmediği dünyayı gezip her köşesini gezmek, öğrenmektir. Yalın ayak çıktığı bu yolda değişik kültürler ile tanışır değişik yemekler yer tarihi bilgiler öğrenir. Yolculuğunun ikinci yılında en doğudaki kara parçasına gelir ve orada garip bir mağara bulur içine girip araştırmaya başlar sadece bomboş bir mağara olduğunu görüp üzülür lakin derinlerde ufak bir ışıltı fark eder, yanına gittiğinde bir taşın üstünde yanan ufacık bir ateş keşfeder, garibine gider onu besleyecek bir odun ya da çıra olmadan nasıl yanıyordur? Biraz daha yakından bakmak için yaklaşır ve uzun saçı alev ile tutuşur, ateş uyanır ve bir anda harlanmaya başlar gitgide büyüyen ateş yüz yılların verdiği açlık ile ilk bulduğu güç kaynağına saldırır ve gezgin çığlıklar eşliğinde ateşin içine çekilir parmaklarından başlayıp bütün sıcaklığı vücudunda hisseden gezgin döktüğü her gözyaşının anında buharlaşması ve vücudunun küle dönüşmesi esnasında içinden ölmek istemediğini, daha keşfetmek istediği çok şey olduğunu söyleyip ölmeyi reddediyor ve vücudunun yavaş yavaş küle dönüşmesini izliyordur. Bu dehşet veren acı ile yüzleşirken ateş vücudunun yarısından fazlası küle dönüşen adamın yine de ölmediğini görünce şaşırır ve bunu kullanabileceğini düşünüp gezgine fısıldar gırtlağı yanan bir adam sesinde: “BENİM İÇİN YAŞAMAYA NE DERSİN?” yaşamak için her şeyi yapabilecek gezgin kabul eder ve küle dönmüş vücudu şekil alıp boynundan çenesinin altına kadar giden ateşli damarlar ve külden bir vücut ile var olmuş ve olacak her şeyin bilgisini elde eder. Hayatta olmasına sevinmesine rağmen her şeyi bilmesine sinirlenen gezgin akli dengesini kaybetmenin eşiğine gelir ve ateş bunu kullanarak bilgeyi manipüle eder ve bir tarikat kurdurtur, uygun kişileri bulup tarikata katan bilge diğer üyeleri manipüle ederek onlara bilgisi ile ateş büyüsünü öğretir ve ateşi uyutup beslemeleri için onları kullanır bu tarikat “Ateş Tarikatı” olarak bilinir ve tarikattakiler bilgeye “Ateş Bilgesi” olarak seslenirler. Bilge ise ateşin bütün gücü ile uyanacağı güne kadar onu beslemeye ve öfkesini bütün dünyadan çıkarmaya kararlıdır.
Ağaç Bilgesi’nin doğuşu ortak takvimde milat olarak kabul edilir ve yıllar buna göre kararlaştırılır. Milattan sonra 1024 yılında, hiçbir kitapta bahsedilmeyen var olduğu bile bilinmeyen bir adada doğan Sinal adında bir çocuk, ağır sorumluluklar ile dolu bir kaderin pençesine düşmüş ancak büyük aşkı olan öğrenme isteği ile güçlenip, bütün Radixterra’yı gezip kaçınılmaz felaketten kurtaracak kişi olmaya çalışacaktır.
Dipnotlar
- Bu kökler bütün yeryüzünü birlikte tutan destektir Yaşam Ağacı’nın büyüsü ile asla yok olmayacak şekilde bütün yeryüzüne dağılmışlardır bu nedenle dünyanın ismi Radix(kök)terra(dünya)’dır. ↩
- İnsanlar dünya üzerindeki tek bilinçli canlı ırkı değildir onların dışında; Yaşam Ağacı’na tapan ve büyü gücü ile dolup taşan “Vamir”ler, Radixterra’yı bir bütün halinde tutan, yer altındaki Yaşam Ağacı köklerinde yaşayan kanatlı “Kök perileri”, güney denizine hükmeden vahşi “Maid” halkı ve başta insan olmalarına rağmen yıllar süren kötücül büyü ile farklılaşmış Ateş Tarikatı üyeleri vardır. ↩
- Bir gölge ne kadar güçlü olabilir? En güçlü varlıklardan birinin gölgesi ise bunu göz ardı etmemek lazım. ↩
